HABER PORTALI
Yeni Güncel Alanya Gazetesi

Kıskançlık; kendinden başka bir kimsenin üstünlüğü çekememe, ya da “Onda var neden bende yok” mantığıdır.

Bu kadarla da kalmaz kıskançlık. Hasedli insanlar, başkasının sahip olduğu mallarının veya herhangi bir meziyetinin yok olup gitmesini isterler. İnsan tarihi kadar eskidir hased duygusu.Bu patolojik his, doğru düşünmeyi engeller.Örneğin hayatı boyunca hiç bir başarıya imza atamayan kıskanç x şahsı, başarılı doktor kuzenini kıskanabilir.

Ama bu başarının altındaki çabayı, emeği, kuzenin hangi zorlukları aştığını, bu görevin ona yüklediği sorumlulukları gözardı eder.Ve de kıskançlık duygusuyla, karşı tarafa zarar vermeye çalışır.Ya da kendindeki eksikliği kapatmak için, onun bu meziyetini küçümser kendince. Bir çok kriminal vakanın altında da bu hastalıklı kıskançlık duygusu yatar.Hasetli insan, adamın malını kıskanır, hırsızlık yapar o da yetmez canına kast eder.

Bu içini kemiren marazi duygu, karşıdaki insana zarar verme boyutuna geçer. Babamız Hz.Adem (a.s) çocuklarının imtihanından tutun, Hz.Muhamed Mustafa (a.s) peygamberliğini kabul etmeyen zalimlere kadar, hepsinin altında marazi kıskançlık duygusu yatar.Hz.Yusuf’u (a.s) kör kuyulara atan,babası Hz. Yakup (a.s) evlatlarıyla imtihan eden yegane duygu kıskançlıktır.Hz.Süleyman (a.s)’ ın meşhur kıssasını bilirsiniz.

Bir gün iki kadın yanlarında bir bebekle peygamberin huzuruna çıkarlar. Kadınlardan bir tanesi söze başlar. “Peygemberim, bu kadınla aynı zamanda doğum yaptık.Bebeğini emzirirken, uyuyakaldı.Bebeğin boğazına süt kaçtı, bebek nefesiz kalıp, öldü.Kıskançlıktan,kendi bebeğiyle benim bebeğimin yerlerini değiştirdi.Şimdi de bebeğimi vermiyor “der.Diğer kadın da:” evet, aynı yerde ve aynı zamanda doğdu bebeklerimız. Fakat; onun bebeği ölünce, kıskançlıktan benim bebeğimin kendine ait olduğunu söylüyor” der.Adaletli peygamber Hz.Süleyman (a.s) :”madem ikiniz de bebeği istiyorsunuz ve ikinizde bana ait benim bebeğim diyorsunuz o halde celladı çağırın bebeği ikiye bölsün”diye buyurur. Bunun üzerine bebeğin gerçek annesi ağlayarak, yalvarır ve bebekten vazgeçtiğini söyler.Hz.Süleyman (a.s) bilgece olayı çözmüştür. Bebeğin; ikiye bölünmesine razı olmayan anneye verilmesini emreder. Kıskanç arkadaşı ise, hak ettiği cezayı alır.Böyle bir illettir kıskançlık.

Bir bebeğin ölmesi pahasına da olsa, vicdanları sızlatmaz haset duygusu. Dozajında bir kıskançlık duygusu ise, pek tabii sağlıklıdır.Bize ait olanı korumamızda, mahremiyetimizi başkasıyla paylaşmamamız da olması gereken bir duygudur. İnsanların evleri kaleleridir. Bu evlerde akşam oldu mu kapıyı kitler, perdelerimizi çekeriz.Içimizden gelen kıskançlık duygusuyla, mahremimizi dışardaki gözlerden koruruz. Küçükken evlerin yüksek duvarlı avlularla çevrilmesini anlayamazdım.Harita gibi, sınırlar çizilmiş sanırıdım! Mimarimiz dahi mahremi koruma duygusundan şekillenmiştir. Sevgililerimize de kıskançlık duygusuyla dolu besteler yapmışızdır.

“Saçın tenine değse, tenini kıskarım” hepiniz bilirsiniz bu şarkıyı! Sevdiğimizin tenini, saçlarından kıskanırız, hatta onu saran kemerden belini kıskanırız.Çünkü bize ait olanı başkasıyla paylaşmak istemeyiz. Sonuç olarak ; kıskançlık duygusu bize ait olanı korumamızda gerekli bir duygu iken, başkasının sahip olduğu nimetin, yok olup gitmesini istemek veya bu nimetti gasp etmeyi düşündüğümüz bir durumunda zararlı bir duygudur. Patolojik bir kıskançlık duygusuna sahip insanlarla karşılaşmamanız dileği ile….

 

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!
WhatsApp WhatsApp İhbar Hattı